Fatin Rüştü Zorlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatin Rüştü Zorlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2016 Cuma

14 MAYIS RESMİ ‘DEMOKRASİ BAYRAMI’ İLAN EDİLSİN ; Samet OCAKOĞLU, İzmir Demokratlar Grubu Başkanı

14 MAYIS RESMİ ‘DEMOKRASİ BAYRAMI’ İLAN EDİLSİN
(IHA, Ulusal Haber & Ulusal Ajans)
Demokrat Parti (DP) eski GİK üyesi ve İzmir Demokratlar Grubu Derneği Başkanı Samet Ocakoğlu, 14 Mayıs’ın resmi ‘Demokrasi Bayramı’ olarak ilan edilmesini istedi.
DP misyonunun ileri gelen isimlerinden olan Samet Ocakoğlu, DP’nin iktidar olduğu 14 Mayıs 1950 tarihinin Türkiye’ye için önemli bir dönüm noktası olduğuna işaret ederek, “14 Mayıs tarihi demokrasiye, milli iradeye, demokratik parlamenter rejime ve hukuka saygısı olan herkesin ihtiram duyguları ile andığı 14 Mayıs 1950’nin yıl dönümüdür. Bu toprakların bütün değerleri ile harman olmuş muhterem şahsiyeti milli vicdanın vefa duygusunda muhafaza edilen merhum Başvekilimiz Adnan Menderes ve arkadaşlarının hak yolunda büyük yürüyüşünün en önemli merhalelerinden olan 14 Mayıs’ın resmi ‘14 Mayıs Demokrasi Bayramı’ olması iki nesildir ifade edilen milli dilek ve taleptir. İzmir’i ve bilâhare merhum ve müstesna “Demokrasi Şehidi Başvekil Adnan Menderes”in ve merhum Namık Gedik’in memleketi., Aydın ilimizi ziyaret edecek ve halkla buluşacak AKP Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu Bey’in, Ege mitinglerinde ‘14 Mayıs Demokrasi Bayramı’ hakkındaki inşallah müjdesini ve 27 Mayıs 1960 askeri darbesi mağduru TBMM 11.dönemi DP gurubu üyelerinin mağduriyetlerinin giderilmesi hukuki hedefli davada talep ettiğim hak konusundaki değerlendirmelerini Egelilerin şahitliğinde bekliyoruz” diye konuştu…
***
14 MAYIS MİLLİ BAYRAM OLSUN
ERKİN USMAN
Bu ilginç, toplumsal isteğin çıkış noktasında "Demokratlar Grubu" var.
Topluluğun Genel Başkanı da Samet Ocakoğlu...
Peki şimdi, "Demokratlar Grubu" nedir?
Kısaca yanıtlamak gerekirse, 14 Mayıs 1950 Türk siyasal hayatında bir dönüm noktasıdır. 14 Mayıs 1950, saf ve berrak bir milli iradenin gerçekleştiği gündür.
Bu milli hareketin 20l0'lu yıllardaki öncüsü de, gerçek Demokrat Partili bir ailenin son kuşağında yer alan Samet Ocakoğlu ile dava arkadaşları...
Ocakoğlu "Amacımız, merhum Başvekil Adnan Menderes ve çalışma arkadaşlarının şahsiyetlerini ve hizmet dönemleri ile sürdürülebilir politik uygulamaları hakkında maziden geleceğe ışık tutacak nitelikli ve seviyeli çalışmalar yapmak" diyor ve ekliyor:
"Amaçlarımız arasında hizmetleri ile milli hafızada yer etmiş olan devlet adamlarının hatıralarını yaşatacak etkinlikleri düzenlemek de yer alıyor. 14 Mayıs'ın milli bayram olarak ilan edilmesinin gerekçesinde de vefa duygusu var."
"Demokratlar Grubu"nda Ocakoğlu'nunu yol arkadaşları arasında Gökhan Karateke, Cihan Canuyar, Birgül Çelik, Ahmet Duymaz, Hakan Özen, Ahmet Durmaz var.
Yine Dedebaşı sorunu: "Burada kanun yok"
Burası Karşıyaka'nın vazgeçilmez köşelerinden biri. Yeşil-Kırmızılı camianın özellerinden...
Dedebaşı halkı bir aya yakın süredir, aniden ortaya çıkan bir trafik kapışmasını ibretle izliyor.
6100 numaralı sokağın sakinleri, arabalarını apartmanların çevrelediği boş alana bırakıyordu. Burası semtin bir mini otoparkı haline gelmişti ki, günün birinde buruda bir oto galerisi kuruldu ve huzursuzluk bundan sonra başladı,
Veli Çakmak isimli bir mahalleli diyor ki:
"Bu galeri her gün buraya 60-70 satılık arabayı getiriyor, bizim özel araçlarımıza yer kalmıyor. Evimizin, apartmanımızın önü, satılık araba vitrini oldu."
Ali Riza Özgün, "Karşıyaka Belediyesine başvurduk. Gerekli işlemlerin yapıldığını söylediler. Hiçbir gelişme olmadı. Adamlar belediyeyi takmıyor.
Polisi de... Şimdi, Bölge Trafik Müdürlüğünü göreve çağırıyoruz" diyor ve ekliyor:
"Burada kanun işlemiyor mu? Dedebaşı'nda huzur kalmadı."
"Bir Sevdadır Kemeraltı"
Geçen gün kapım çalındı. Kurye bir paket teslim etti. İçinden bir kitap çıktı. Başlığı "Bir Sevdadır KEMERALTI". Hem heyecan, hem de helecanla sayfalarını çevirmeye başladım. 1. sayfaya el yazısı ile bir not da düşülmüş:
"Mektep, spor, tüm hayatım boyunca değer verdiğim kardeşim Rıza SAYSEN'e 01.03.2016 Gürkan ERTAÇ."
Kitabın yazarı sevgili kardeşim Gürkan ERTAÇ'ı iyi tanırsınız. 1957'de Sabah Postası Gazetesi'nde başlayan gazetecilik serüveni ve aşkı tam 59 yıldır, bir spor muhabiri olarak hiç sönmeden devam ediyor. Bu yarım asrı aşan aydınlık mesleki yaşamında Ege Ekspres, Hürriyet, Günaydın ve Yeni Asır Gazetelerinin yanı sıra, SKY ve Ege TV kanallarına da katkılarda bulunmuş. Sevgili Gürkan ERTAÇ'ın ÇEŞME GÜNEŞİ Gazetesi'nde de köşesi var.
Sevgili Dost,
Türkiye'miz zor günlerden geçiyor. "Bir Sevdadır KEMERALTI", son olaylardan dolayı kararan ruhumu tedavi edici bir ilaç gibi geldi. Bu eseri bütün kalbimle öneriyorum. Okuduktan sonra, farkına varmadan gelip geçtiğiniz, dolaştığınız KEMERALTI'nı bir başka göz ile gözlemleyeceksiniz.
Hele İzmirli iseniz, yıllardır iş için, alışveriş için, gezmek için adımladığınız bu yörede neler yaşandığını daha iyi özümleyeceksiniz. Kemeraltı'na damga vuran nice değerleri hasretle, minnetle anacaksınız. Bazen hüzünlenecek, bazen de kitapta adı geçen kişi/ler ile aranızda geçen müşterek bir hatıranızı anımsayıp gülümseyeceksiniz.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Samed Ağaoğlu’ndan Bir hatıra ve Ali Fuat BAŞGİL

Samed Ağaoğlu’ndan Bir hatıra ve Ali Fuat BAŞGİL
Sunum: Bilal SÜRGEÇ
İktibas: www.kriter.org & Selâmi ÇEKMEGİL
Rahmetli Adnan Menderes, 27 Mayıs ihtilali’ndem  üç hafta önce, 28 Nisan’da İstanbul’da patlak veren olaylar üzerine dünya çapında bir alim olan Ord. Prof.Dr. Ali Fuad  Başgil’le görüşür.  Rahmetli  Başgil, 27 Mayısla ilgili eserinde bu görüşmeyi ayrıntılı olarak anlatır.  Biz burada bu görüşme ile ilgili  Hocanın değil de Mendere Hükümetinin başbakan yardımcısı olan Samet Ağoğlu’nun anlatıklarını verelim: “Menderes Ali Fuad Başgil’e Tahkikat Komisyonunun  Anayasaya aykırı olup olmadığını sordu. Başgil Hayır dedi, ama kalkmalıdır, kaldırmalısınız. Sonra bu kafi değil, hükümet de çekilmeli. Bu da yetmeyebilir.”
Menderes’le Profesör arasında Anayasa Hukuku üzerinde oldukça uzun bir konuşma oldu. Benim hükümetten çekilmem ehemmiyetli değil, dedi gelecek yeni hükümete karşı da nümayişler devam ederse ne olacak ?”
Başgil Fransa’da geçmiş bir olayı anlattı. Orada da hükümet gittikçe artan öğrenci gösterileri üzerine çekiliyor kurulan  yeni hükümete karşı öğrenciler aynı tutumu alınca bu sefer yeni hükümet zor tedbirleri kullanıyor. Bu hareketi de Meclis ve basın destekliyor. Başgil bunları anlatırken  bir ara İstanbul’daki durumu “müthiş” kelimesi ile niteledi. Menderes “ Hocam müthiş diyorsunuz nasıl yani?”
Cevap verdi
“Tıpkı Fransa’da 1789’dan sonraki halk hareketlerine benziyor.Toplananları dağıtmak için gönderilmiş askerleri ve subaylar, dağıtmaya memur oldukları gençlerle birbirlerine sarılıp öpüşüyorlar”
Menderes, Başgil Hoca’dan alınacak tedbiri soruyor. Aldığı cevap şudur “Halk Partisi’yle koalisyon hükümeti kurun!” (Samet Ağaoğlu- Arkadaşım Menderes- 1967, sh 160-161)
Gerçekten olayları asıl hazırlayan İnönü’dür. Bir yumuşama ortamı Başgil’in teklifinin kabul görmemesiyle elden uçup gidiyor. 24 gün sonra 27 Mayıs askeri darbesi oluyor. Ali Fuad Başgil şahit olarak Yassıada’da mahkemeye çıkıyor. Hukuk anlatıyor, Yassıada savcısı ve hakiminden azar ve hakaret görüyor “ size cevap vermeyeğim siz şahsıma değil hukuka saldırıyorsunuz diyor. BAŞGİL, Ali Fuat(*)
(*) Ali Fuat Başgil:
(Hukukçu, fikir ve siyaset adamı.) (ö. 1893-1967)
Samsun’un Çarşamba ilçesinde doğdu. Bölükbaşıoğulları’ndan Hâfız İbrâhim Efendi’nin torunu, Mehmed Şükrü Efendi’nin oğludur. İlk tahsilini Çarşamba’da,orta tahsilinin ilk yıllarını İstanbul’da yaptı. 1914’ten itibaren tahsilini yarıda bırakarak yedek subay sıfatıyla dört yıl Kafkas cephesinde savaştı. Orta tahsilinin geri kalan kısmını Paris Buffone Lisesi’nde tamamladı (1921). Yüksek öğrenimine Grenoble Hukuk Fakültesi’nde devam etti. Paris Hukuk Fakültesi’nde “Boğazlar meselesi” konulu teziyle doktor oldu; ayrıca Paris Siyasî İlimler Okulu ile Edebiyat Fakültesi’nden diploma aldı. Lahey Devletler Hukuku Akademisi’nin kurlarına devam ederek burayı bitirdikten sonra yurda döndü (1929).
İlk görevi Maarif Vekâleti Yüksek Tedrisat umum müdür muavinliğidir. 1930 yılında Ankara Hukuk Fakültesi’nde açılan imtihanı kazanarak doçent oldu.
Bir yıl sonra aynı fakültenin Roma hukuku profesörlüğüne tayin edildi. 1933 yılının sonlarına kadar Hukuk Fakültesi’nde Roma hukuku, Gazi Terbiye Enstitüsü’nde de medeniyet tarihi dersleri okuttu. İstanbul Üniversitesi’nin kurulması üzerine teşkîlât-ı esâsiyye hukuku dersini okutmak üzere buraya geçti. Ayrıca Mülkiye Mektebi’nde hocalık yaptı; İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi müdürlüğünde de bulundu (1937).
Hatay anayasasını hazırladığı gibi 1937’de Hatay’ın bağımsızlığı konusunda Cenevre’de toplanan Milletler Cemiyeti Komisyonu’nda Türk heyetinin hukuk müşavirliğini yaptı. 1939 yılında ordinaryüs profesör oldu. Türkiye’de ilk defa iş hukuku dersini ihdas etti ve bu dersi okuttu. 1938-1942 yılları arasında İstanbul Hukuk Fakültesi dekanlığı yaptı. Kısa bir süre Ankara’da Hukuk Fakültesi ile Mülkiye Mektebi’nde esas teşkilât hukuku dersleri verdi. 1943’te tekrar İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki kürsüsüne döndü; Hür Fikirleri Yayma Cemiyeti’ni kurdu (1947). 27 Mayıs 1960 İhtilâli’nde Millî Birlik Komitesi tarafından 147 öğretim üyesiyle beraber üniversiteden uzaklaştırıldı. Daha sonra bu öğretim üyelerinin özel bir kanunla üniversiteye iade edilmelerine rağmen o bunu bir haysiyet meselesi yaparak üniversiteye dönmedi. 10 Nisan 1961’de de emekliye ayrıldı.
Ali Fuat Başgil emekli olduktan kısa bir süre sonra politikaya atıldı. 15 Ekim 1961’de Adalet Partisi’nin Samsun listesinden bağımsız aday olarak senatör seçildi. Bu devrede cumhurbaşkanlığına adaylığını koyduysa da 27 Mayıs’ı savunan çevrelerin tepki ve baskıları sonucu cumhurbaşkanlığı adaylığından ve senatörlükten istifa etti. 1962’de İsviçre’ye giderek Cenevre Üniversitesi’nde Türk Tarihi ve Dili Kürsüsü’nde görev yaptı. 1965 seçimlerinde Adalet Partisi’nden milletvekili seçilerek tekrar parlamentoya girdi. Anayasa Komisyonu başkanlığını yaptı. 17 Nisan 1967’de vefat etti; kabri Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.
Ali Fuat Başgil hayatı boyunca ilmî haysiyet ve vakarını korumasını bilmiş, bir anayasa hukuku hocası olarak gerektiği zaman ilmî kanaatlerini yayın organlarında ve eserlerinde çekinmeden açıklamış, hatta bu uğurda hapse girmeyi dahi göze almıştır.
Türk hukukçuları arasında siyasî, sosyal, hukukî sahalarda en çok çaba gösteren ve en çok eser veren Ali Fuat Başgil’in fikirlerinde büyük ölçüde hürriyetçi Batı düşüncesinin tesiri hâkimdir. Din ve laiklik hakkındaki görüşleriyle Diyanet İşleri Reisliği kanunu tasarısı ve 27 Mayıs 1960 İhtilâli ile ilgili tenkitleri büyük ilgi uyandırmış ve tartışma konusu olmuştur.
Eserleri. 1. Gençlerle Başbaşa (İstanbul 1949; 22. bs., 1988).
Ali Fuat Başgil bu eserinde bir ömür boyu öğrendiklerine şahsî tecrübelerini de katarak gençlere rehberlik etmek istemiştir. Burada gençlere başarılı olma yolunun tehlikeli düşmanlarını anlatmakta ve başarıya ulaşmanın şartları üzerinde durmaktadır. Ayrıca terbiyenin ruh ve karakter üzerindeki tesiri ve verimli çalışma şartları hakkında gençlere yol göstermektedir. Eser Türk gençliği tarafından en çok aranan ve okunan eserlerden biri olma özelliğini hâlâ taşımaktadır. 2. Din ve Laiklik (İstanbul 1954).
Din ve laiklik konusundaki düşüncelerini 28 Nisan-5 Mayıs 1950 tarihleri arasında birbirini takip eden konferanslarla önce üniversite gençliğine anlatmış, bu konuşmaları aynı yıl Yeni Sabah gazetesinde, daha sonra da kitap halinde yayımlamıştır. Burada gerçek anlamda laiklikte devletin din işlerine karışmadığını söyleyerek din hürriyetinin vatandaşların din konusunda sahip oldukları haklardan her birini serbestçe, korkusuz ve endişesiz bir şekilde kullanabilmelerini gerektirdiğini belirtmiştir. Bir ülkedeki din hürriyeti ölçüsünün dini öğretme, okutma-yayma ve telkin etme hakkı olduğunu, bu hakkın resmî veya gayri resmî, kanunî veya idarî baskı altında olmasının din hürriyetinin yok olması anlamına geldiğini savunmuştur (Din ve Laiklik, s. 16).
Diyanet İşleri’ni muhtar bir müessese haline koymak, Vakıflar’ı bu teşkilâta bağlamak suretiyle Diyanet’i malî serbestliğe kavuşturmak ve böylece “şart-ı vâkıf”ı da yerine getirmek Başgil’in savunduğu diğer fikirlerdir (a.g.e., s. 204 vd.). 3. La Révolution Militaire de 1960 en Turquie “ses Origines” (Geneve 1963; 27 Mayıs İhtilâli ve Sebepleri, İstanbul 1966, trc. M. Ali Sebük - İ. Hakkı Akın). Bu eserinden dolayı Başgil aleyhinde amme davası açılmış ve anayasa nizamını bozmak ve yabancı ülkelerde memleketin itibarını zedelemek suçlarından yargılanmıştır. Sadece 27 Mayıs İhtilâli hakkında değil Atatürk Türkiyesi ve Atatürk inkılâpları hakkında da Batılı okuyucuya doyurucu bilgiler vermek amacıyla yazılmış olan eser Batı basınında ve ilim çevrelerinde büyük bir ilgi ve hayranlıkla karşılanmıştır.
Eserde çeşitli siyasî olaylar ayrıntılı biçimde ele alınmış olup birçoğunun içinde yazarın da bulunduğu bu olaylar aynı zamanda belge niteliğinde bir hâtıra özelliği taşımaktadır.  (TDV,İslam Ansiklopedisi)
Kaynak: http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=2791

29 Nisan 2014 Salı

Menderes’le ilk karşılaşma ve Londra’daki uçak kazası; Ertuğrul MAT

Menderes’le ilk karşılaşma ve
Londra’daki uçak kazası
Ertuğrul MAT
Ertuğrul MAT
17 Şubat 1959 tarihinde Londra’da Kıbrıs konusunda nihai anlaşma imzalanacaktı. İstanbul’a gelen Yavuz ve Erol’la İstanbul Vilayeti’ ne gittik. Menderes oradaydı. Yanında İstanbul Valisi Ethem Yetkiner ve İstanbul Belediye Başkanı Kemal Aygün vardı.
            Özel Kalem Müdürü Muzaffer Ersü’ yü görüp, Başbakan’la görüşmek istediğimizi söyledik. Ersü Ankara’dan Yavuz’u tanıyordu. Menderes’in yanına girdi ve “Gençler size hayırlı yolculuklar dilemek istiyorlar” diye arz edip, biraz sonra üçümüzü Menderes’in yanına götürdü.
Ben ve Erol, Menderes’le ilk defa karşılaşıyorduk.
Çok heyecanlıydık.
Menderes bizi ayakta karşılamış,, ellerimizi sıkıp yer göstermiş, hatta masanın kenarından iskemle çekip oturmamıza yardım etmişti. Nezaketi, bizi adeta büyülemişti..
Yavuz İstanbul’a gelmeden Ankara’da bir basın toplantısı yapmış ve üniversite gençliğinin hükümetin başarısını alkışladığını söylemişti. Bunu bilen Menderes, bize gençlere iltifat edip, çay ikram etmişti.
Yavuz, bu sırada daha önceden planlamadığımız bir şey yaptı. Büyük bir rahatlıkla, “Beyefendi, yarın bizi de Londra’ya götürseniz, dosta düşmana üniversite gençliğinin size desteğini gösterseniz olmaz mı?” demiş, bu talep Menderes’in de hoşuna gitmişti..
            Melih Esenbel’in hayatımızdaki rolü ve 
         Londra’daki uçak kazası
Menderes, zile basmış ve içeriye giren Muzaffer Ersü’ye, “Melih Bey’e söyleyiniz gençler de bizimle Londra’ya gelecek, gereğini yapsın” demişti..
O zamanlar Avrupa’ya gitmek, gençler için bir hayaldi. Belli etmemeye çalışıyorduk, ama sevinçten havaya uçacak gibiydik. Avrupa’ya gitmek, hem de Menderes’le. Bu hayallerin bile ötesindeydi. Biraz sonra, içeriye uzunca boylu, gözlüklü şık giyimli bir bey girdi. Gelen Hariciye Vekâleti Genel Sekreteri Melih Esenbel’di.
“Beyefendi, gençleri de götürmemiz konusunda emir buyurmuşsunuz. Heyette bulunanların listesi bütün taraflara tebliğ edildi. Bu ilaveler, bazı tereddütlere sebebiyet verebilir. Müsaade buyurursanız, bir ay sonra bir harp gemisiyle İspanya’ya gideceğiz, gençleri o zaman götürelim” dedi.
Günün şartlarına göre, makul bir itirazdı ve Londra hayalimiz İspanya hayaline dönüşmüştü.
Menderes’in yanından ayrıldık, Vilayet binasından Cağaloğlu’na çıkışın hemen solundaki ilk binanın altındaki Fettah’ın  esnaf lokantasına oturduk. Tabii, konu Melih Esenbel’di ve doğrusunu isterseniz, kendisinden  pek saygılı bir üslupla bahsetmiyorduk.. Ertesi sabah, Özdemir Evliyazade ile birlikte Yeşilköy Hava Meydanı’na gidip Menderes’i uğurladık. Sonra, öğle yemeğini yiyip, Erolların evine gittik.
Eve gelip radyoyu açtığımızda, haberlerden, Menderes’in uçağının Londra Havaalanı’na iniş yaparken sis yüzünden düştüğünü, 35 kişilik heyetten 15 kişinin öldüğünü öğrendik. Ölenler arasında, Devlet Bakanı Server Somuncuoğlu, Eskişehir Milletvekili Kemal Zeytinoğlu, Sakarya Milletvekili Rıfat Kadıoğlu, meşhur gazeteci Nimet Arzık’ ın eşi ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şerif Arzık , Menderes’in Özel Kalem Müdürü Muzaffer Ersü ve Türk Hava Yolları Genel Müdürü Abdullah Parla da vardı.
Menderes kazayı ufak tefek sıyrıklarla atlatmıştı: Çanakkale Milletvekili Emin Kalafat da sağ kurtulmuştu ama vücudunda kırılmamış kemik kalmamıştı. Menderes bir ağacın altına oturmuştu. O civarda bulunan “Newgate-Chaffold çiftliği” çalışanlarından Bailey koşup kaza mahalline gelmişti. Ayağa kalkan Menderes’in kendisine “I am the prime minister of Turkey” (Ben Türkiye Başvekiliyim) demesi ertesi günkü bütün dünya gazetelerinde yer almıştı.
Erol’un evinde radyodan bu haberi duyunca şoka girdik. Erol günlerce,bu şoku atlatmak için, sakinleştirici ilaç alacaktı.. “Bizi de götürseydi, mutlaka önde oturacak ve ölecektik.” Diye tekrarlayıp duruyor ve ”O gün Melih Esenbel için neler söylemiştik. Artık, Melih Bey’i manevi pederimizdir.” Diye ilave ediyordu..
Londra’daki uçak kazasından 18 yıl sonra Washington Büyükelçisi Melih Esenbel tatilini geçirmek ve istişarelerde bulunmak için Ankara’ya gelince, Ereğli Demir Çelik yönetim kurulu, Amerikan bankalarından büyük bir kredi almalarına yardımcı olan Melih Bey şerefine büyük bir kokteyl tertip etmişti.
Ben de, milletvekili seçilmiş,1966/1968 yılları arasında Erdemir’de murakıplık yaptığım için, ben de kokteyle davet edilmiştim... Kokteylde,sohbet imkânı bulduğumuz zaman, Melih Bey’e Londra uçak kazasından bir gün evvel İstanbul Vilayeti’nde yaşanan olayı hatırlatınca, ikimizin de gözleri buğulanmıştı..
Menderes uçak kazasından sonra, 22 Şubat 1959 da Türkiye’ye dönmüş, yer yerinden oynamıştı. Sanki bütün Türkiye İstanbul’a gelip, şimdi E-5 denilen yolun iki tarafını Topkapı’dan Yeşilköy Hava Meydanı’na kadar doldurmuştu. Erol, Yavuz ve Eyüp’le birlikte Yeşilköy’e koşmuş; ama kalabalıktan apron’a girememiştik.
Ertesi gün İstanbul Kulüp’te Özdemir Evliyazade, “Biliyor musunuz, dayım beni Yeşilköy’de görür görmez, ‘İyi ki çocukları götürmemişiz, ölümlerine sebep olacaktık’ dedi. ‘Nerelerde?’ diye sizi sorunca ‘Buradaydılar, ama kalabalığı yarıp size ulaşamadılar’ cevabını verdim” demişti..
Bu Özdemir Evliyazade,27 Mayıs ihtilalinden sonra, kendisini kurtarmak için, Yassıada’da dayısı aleyhine şahitlik yapmış, içimizi kanatmıştı. .Bunu duyunca, beraber çektirdiğimiz resimleri yırtmış, O’nu da ,hayatımızdan çıkarıp atmıştık..
Bir daha hiçbir araya gelmedik.
Kazadan sonra, Emin Kalafatoğlu aylarca Londra’da tedavi görmüş, hemen hemen vücudundaki bütün kırık kemikler platin çubuklarla birleştirilmişti. Uçak kazasından kurtulan Emin bey,  Yassıada’da idama mahkûm olmaktan kurtulamamıştı..
İntihara teşebbüs eden Menderes hariç,14 idam mahkûmu, bir hücum bota bindirilmiş, hepsinin elleri arkadan kelepçelenmişti. Emin Kalafat, vücudundaki bütün kemikleri platinlerle takviye edilen bir insanın ellerinin arkasından bağlanmasının verdiği acıyla, “Bir an evvel assalar da bu acılardan kurtulsam” diye dua ederken.; Fatin Bey, Celal Bayar’ın sorusu üzerine Ortak Pazar’a dâhil olmanın faydalarını sanki bir üniversitede konferans verircesine anlatıyor; biraz ötede, hafız olan Agâh Erozan kısık bir sesle Kuran okuyordu…

15 Şubat 2014 Cumartesi

DEMOKRAT PARTİNİN KURULUŞUNDA MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAĞIN ROLÜ

DEMOKRAT PARTİ'NİN [D.P.] 
KURULUŞUNDA
MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK'IN ROLÜ
Dr. M. Galip Baysan
Bu gün oy kazanmak için demokrat partinin mirasına sahip çıkanlar acaba bu partinin kuruluş safhasında rahmetli Fevzi Paşanın rolünün ne olduğunu biliyorlar mı? Geçmiş bir yazımda çoğunlukçu demokratik düzene geçmek için İsmet paşanın gayretlerini açıklamaya çalışmıştım. Çünkü tek partili cumhuriyetten çok partili demokratik düzene geçiş kolay olmamış ve bu konuda Milli mücadele Liderlerine iktidar ve muhalefetin düzenlenmesinde büyük görevler düşmüştür. Bunun en önemli nedeni, demokrasi tecrübesinin azlığı ve siyasi ahlakın henüz ilkel bir durumda oluşudur.
Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı Avukat Kenan Ö. Öner, 14 Şubat 1946’da kurdukları İstanbul İl Örgütünün ilk günlerini şu sözlerle anlatmaktadır.
“Partinin İstanbul teşkilatı, vazifesine başlamış olmakla beraber maddi ve manevi her vasıtadan mahrum, çırılçıplak bir halde idi. Paramız yok, yerimiz yok, bizlerle çalışacak arkadaşlarımız yoktu. Memlekette böyle işler için faydalı arkadaş bulmak da para kadar güçlük ihsas ediyordu. Hiçbirimizin siyasi faaliyetteki yeri olmadığı için kendilerine müracaat edecek tanıdıklarımız da pek az bulunuyor. Onların en namuslu ve en faziletlileri de bizimle beraber çalışmaktan çekiniyorlardı. Tanıdığımız ve inandığımız herkese müracaat ederek hiç olmazsa ilçeler teşkilatını kurabilmek için bize insan tavsiye etmesini rica ediyorduk. Bazıları temennilerimi kabul ederek isim veriyor, bir kısmı buna bile cesaret edemiyordu.”(1)
“Teşkilatımız ilk aylarda, birçok sebeplerle çok yavaş gidiyordu. En esaslı ve en faal yerler için seçtiğimiz insanlar korkuyor, kabul etmiyor, edenlerin bir çoğu da iktidar partisinin, hatta hükümetin baskısı altında çok geçmeden istifa ediyordu.”(2)
DP’nin kuruluş günlerinde Aydın’da hükümet tabipliği yapmakta olan Mükerrem Sarol, Adnan Menderes’le tanışıp, onun isteği ile partiye girdikten sonra, bir gün Aydın Valisi tarafından çağrıldığını ve kendisine şu tavsiyede bulunulduğunu anlatmaktadır.
“Yarından tezi yok hemen parti ile ilişiğini keseceksin. Ben burada vali isem ve Dr. Fazıl Şerafettin (Bürge) CHP müfettişi kaldıkça senin Aydın’dan mebus olman mümkün değildir. Mutlaka Meclis’e girmek istiyorsan bunun yolları vardır. CHP’ye girersin ve muradın derhal yerine getirilir.”(3)
Aynı günlerde Celal Bayar “Milli birliğinin bozulmaması için vatandaşların DP’ye girmemesi” şeklinde Halk partililerin yaptığı kötü propagandalardan şikâyetçi olurken, Adnan Menderes’te İzmir’de idare amirlerinin birer Halk Partili gibi çalışmalarından, uygulanan baskı ve yapılan korkutmalardan yakınıyordu.
Bu kritik dönemde DP’nin yoluna daha güvenle ve daha fazla halk desteği ile devam edebilmesi için güçlü bir “ele ihtiyaç vardı. DP’liler, bu güçlü el” olarak eski ve ünlü bir askeri Mareşal Fevzi Çakmak’ı düşündüler ve onunla temasa geçtiler. Cihat Baban DP’lilerin düşüncelerini şu sözlerle açıklamaktadır:
“1946 Nisan ayı. CHP seçimleri yenilemeye karar vermiş olduğu için, Halk partisi ile Demokrat parti arasında çatışmalar alabildiğinde sertleşmişti. (Terakkiperver ve Serbest Fırkaların başına gelenler) aslında DP muhalefetini yaşatmak isteyenlerin gözünü açmaya yaramıştı. Öyle bir tedbir almak gerekirdi ki, DP ne Terakkiperver, ne de Serbest Fırka’nın akıbetine uğrasın. Bu tedbir, Mareşal Fevzi Çakmak’ı küskünlüğünden istifade ederek muhalefet saflarına çekmek, böylece siyasi hayatta DP’ye oy verecek vatandaşa bir nevi emniyet kalkanı temin etmekti.
DP vatandaşa “CHP iktidarı DP’yi feshedemez, senin Serbest Fırkanın kapatılmasında olduğu gibi belalar gelemez. İşte İstiklal Savaşının üç büyüklerinden bir tanesi, Mareşal Fevzi Çakmak, senin önünde göğsünü sana siper etmiş. Sana zarar verecek, seni fişe geçirecek, fabrikadan attıracak, sana memuriyet vermeyecek olan iktidarın, bütün bu zorbalıkları yapabilmesi için evvela Mareşali tasviye etmesi lazım. Bu ise yürek ister buna kimse teşebbüs edemez” demeliydi.”(4)
Tasvir gazetesi Başyazarı C. Baban’ın DP adına teşebbüsleri başlangıçta olumsuz cavap alır. Mareşal kendisine “Hiçbir şey istemiyorum, bana Saraçoğlu geldi, Milletvekilliği ve arkasından da Meclis başkanlığı teklif etti, reddettim. Askerlikte ihtiyarlayan, işe yaramayan adamın, politikada hizmeti olur mu?” cevabını verir. Bunun üzerine Baban Mareşal’e Napolyon’un bir sözünü hatırlatır:
“General 60 yaşını buldu mu, onu askerin başından çekmeli, şerefli, fakat rahat bir milli göreve nakletmeli.”(5)
Daha sonra DP’nin teşebbüsleri devam eder ve Baban ikinci defa Mareşal’i ziyaret ettiğinde görüşmeler şu şekilde gelişir:
“Söz sözü açtı, Bayar’ın teklifi bahis konusu olunca:
 Ben bir partinin adamı olamam, dedi. Bayar’a da bunu söyledim. Bu sebepten dolayı da teklifini maalesef reddettim.
 Paşa, dedim, bir partinin adamı olamazsınız! Doğrudur. Fakat millet isterse, milletin karşısına çıkar, hayır hayır, ben senin arzuna, isteğine, bana gösterdiğin teveccühe rağmen, vazife yapmayacağım der misiniz?
Meydan savaşlarının ünlü kahramanı büyük askerin bir tereddüt geçirdiğini hissetmemek mümkün olmadı. “Millet ister mi? Milletim istiyorsa vazifeden elbet kaçmam ama, millet nasıl ister?”
Unutuldu, kenara atıldı zannedilen, üniformasından ayrı kalmakla hayattan uzaklaşmayı aynı şey zanneden adam “Millet isterse” sözünde kendisini büyüleyici bir sihir buldu. O zaman kendisine, İstanbul halkının onu bağımsız milletvekili yapmak üzere binlerce imza topladığını söyledim.
 Bana izin verirseniz, öğleden sonra tekrar geleyim, size İstanbul’da toplanan imzalar hakkında bilgi vereyim, kararınızı o zaman lütfedersiniz dedim.
Düşündü, yumuşamıştı, ordunun etrafına gölge saçan tarihi çınar, birden, baobap ağacı gibi büyümüştü, konuşurken sanki ağacın yaprakları hışırdıyordu. Sesindeki içtenliği, eski bir askerin kesin tutumuyla zedelemeden,
 Milletim isterse bir, bağımsız olmak şartıyla iki… Bu iki şartla milletvekili olmayı kabul ederim.
Bir kördüğüm çözülmüş, Demokrat Parti’nin kaderi, birden bire değişmişti.
Mareşal’in evinden ayrıldıktan sonra büyük bir hızla Sümer sokağa gittim. Bayar beni merakla hatta sabırsızlıkla bekliyordu. Odaya girer girmez:
 Oldu efendim, dedim. Mareşal adaylığını koymaya razı oldu.
Ve anlatmaya başladım. Milletin isteğiyle ve bağımsız olarak adaylığını koyacaktı.
Bayar’ın gözlerinin derinliğinde birdenbire memnuniyet kıvılcımları çaktı, yüzü sevinçten kızardı, boynuma sarıldı, beni öperken ısrarla “büyük hizmet ettin! Büyük hizmet ettin! Çok teşekkür ederim” dedi.”(6)
Mareşal’in iktidarın bütün tekliflerini(7) reddederek bağımsız da olsa muhalefet saflarında yer alması DP’nin talihini değiştiren bir olay olmuş ve partinin teşkilatlanması ve partiye katılmalar süratlenmiştir. Öyle ki 21 Temmuz 1946 günü yapılan seçimlerde DP, 49 ilde seçime katılmış ve bu illerde 273 aday gösterilmiştir. (8)
22 Temmuz 1946 seçimlerinden sonra Demokrat Pari Cumhurbaşkanı seçimi geldiği zaman İnönü’nün karşısına Mareşal’i aday olarak çıkarmış ve bağımsız Mareşal, 60 kadar oy almıştı.(9)
DİPNOTLAR:
(1) Kenan Öner, Siyasi Hatıralarım ve Bizde Demokrasi, s.18-19 (Osmanbey Matbaası, İstanbul-1948)
(2) Aynı eser, s.36
(3) Mükerrem Sarol, Bilinmeyen Menderes, s.35-36 (Kervan Yayınları, İstanbul-1983)
 (4) C. Baban, Politika Galerisi, s.95-96
(5)  Aynı eser, s.97
(6)  C. Baban, a.g.e., s.98-101
(7) Kemal Karpat, Turkey’s Politics, s.160 (The Transition to a Multi-Party System, Princeten, New Jersey-1959)
(8)  Aynı eser, s.163
(9)  C. Baban, a.g.e., s.102
Dr. M. Galip Baysan

29 Kasım 2013 Cuma

M. CELÂL BAYAR; DEMOKRASİNİN MİMARI O!..

Bu fotoğraf çok şey anlatıyor!...

1950 seçim kampanyası. Balıkesir’in Sungurlu ilçesi yakınlar. Bayar 67 yaşında. Kravatlı. Elinde şapkası kasketlilere konuşuyor. Her konuşmasında bir vesile ile ATATÜRK’ten bahsediyor. BU fotoğraf çok  şey söylüyor

İşte O, Kurucumuz: CELÂL BAYAR

Celal Bayar
Özet
Celal Bayar’ın mücadele hayatının – ki o kuşak hayatı, kesintisiz bir mücadele süreci olarak kabul ederdi – en büyük saygı ve hayranlık uyandıran örneği, 27 Mayıs 1960 müdahalesi sonucu Yassıada’da idam talebiyle yargılandığı ve idama mahkum edildiği dönemde dahi metanetinden zerre kadar fire vermemesi, granitten oyulmuş bir heykel gibi dimdik ayakta kalabilmesiydi.
Giriş
“Efendiler.. Memleketi tehdit eden felaket o kadar büyüktür ki, sadece yazıp çizmekle, büyük içtimalar yaparak söz söylemekle, bu felaketin önüne geçmek mümkün olamaz. Yunanlılar burayı fiilen işgal etmeseler bile, Makedonya’daki siyasetlerini takip etmeleri, komitacılar vasıtasıyla çeteler teşkil ettirerek Türk köylerini mütemadiyen iz’aç eylemeleri ve Türk varlığını söndürmek için birçok teşebbüslere girişecekleri muhakkaktır. İzmir civarında sık sık tekerrür eden hadiseler de bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Bugünkü hükümetin vaziyeti ıslah etmesini beklemek abestir. Hükümeti kuvvetlendirmek ise maddeten imkânsızdır. Şu halde yapılacak yalnız bir tek şey vardır: O da bir taraftan ilmi müdafaaya devam edilirken, diğer taraftan silahına dayanan milli bir kuvvet hazırlamaktır. Şunu iyi bilmek lazımdır ki, İzmir’in varlığını koruyacak nutuklar ve yazılar değil, silahtır.”
1915 ilkbaharında İzmir’in işgalinden önce Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin, Aydın, Manisa, Denizli, Muğla, Balıkesir ve İzmir çevresinden 33 kazayı temsilen 165 delegenin katıldıkları bir oturumda Celal Bayar’ın yaptığı bu konuşma, onun yaşam çizgisinde ilerde kendisini önemli devlet görevlerine, savaştan sonra ilan edilen Cumhuriyet’in zirvelerine taşıyacak zorlu mücadelenin ilk kanıtıdır.
Celal Bayar’ın konuşması “aylardır ruhları dolduran, fakat fışkırmaya imkân bulamayan milli hisleri” canlandırmıştır. Bu oturumun ardından memleketlerine dönen delegeler, kendilerini gönderenlere “sert ve çıplak hakikati” anlatmışlardır.1
ATATÜRK'ÜN MENDERES İLE KARŞILAŞMASI:
"1930 yıllarında işler kötü gidiyor. 
Ekonomi kötüye gidiyor. Atatürk devrim yapıyor inkılap yapıyor ama işler yürümüyor bundan ızdırap duyuyor ve diyor ki 'Biz bir muhalefet partisi kurarsak bunlar iktidarı dürterler, teşvik ederler.' 
Ve Serbest Fırka kuruluyor. 
Menderes'in girdiği ilk parti bu. Ve sonradan kapatılıyor. Atatürk bir geziye çıkıyor. Her gittiği yerde Halk Fırkası'nın milleti küçük gördüğünü, zabıtaların halkı aşağıladığını görüyor. Aydın'a gidiyor orada da aynı tablo. Orada onu Adnan diye bir gençle görüştürüyorlar. Kendisi o zaman Türk Ocakları'nda görevli. Adnan Menderes ona dil kongresinden bahsetmiyor, balolardan bahsetmiyor. Yol, köprü baraj, üretimin artması, köylünün ürünün para etmesi bunlardan bahsediyor. Atatürk'ün kimseden duyduğu şeyler değil. 
Atatürk diyor ki: 'Bu çocuk ileride başvekil olacak'.. 
Hemen Ankara'ya döner dönmez 'O'nu milletvekili yapacaksınız' talimatını veriyor"
***
İzmir’deki bu tarihi oturum, Ege’nin Türk olduğunun ve Türk kalması gerektiğinin duyurulması; Paris’e beş kişilik bir temsilci kurulunun gönderilmesi ve gerekirse silahlı mücadeleye girilmesi kararlarıyla dağılmıştır.2
Atatürk’ün “son” Başbakanı’nın, Atatürk’ün ölümünden 12 yıl sonra, bu defa muhalefet lideri sıfatıyla katıldığı 1950 seçimlerinde elde ettiği büyük zafer ardından, Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı oluşunun iki ilginç yanı vardır: Biri, Bayar’ın, Türk İstiklal Savaşı’ndan ve Atatürk ekolünden yetişmesi; diğeri, Modern Türk Ulusu’nun mimarı ve Cumhuriyet’in kurucusu Kemal Atatürk’e olan “özel” bağlılığıdır. Nitekim Celal Bayar, Türk İstiklal Savaşı’nı yöneten ve Cumhuriyeti ilan eden liderlik kadrosundan Atatürk ve İnönü ile birlikte Cumhurbaşkanlığı makamına yükselen “üçüncü” ve “son” kişidir.
16 Kasım 1938 günü Atatürk’ün “son” Başbakanı sıfatıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde yaptığı konuşma, Celal Bayar’daki, tanımlanması gerçekten güç ve derin Atatürk sevgisinin izlerini taşımaktadır:
“Arkadaşlar, Atatürk’ün hayatı ve mazisi hakkında söz söylemeyi kısa bir celseye sığdırmak en müşkül olan bir iştir. Yalnız müsaadenizle çok sevdiği ve çok güvendiği, büyük milletinin iradesini temsil eden bu kürsüden O’nun maneviyatına hitap ederek diyorum ki:
“Atatürk,”
“Seni sevmek, tebcil etmek her Türk vatanseverinin milli ödevi ve namus borcudur.”3
9 Mayıs 1950 günü, kendisine cumhurbaşkanlığı yolunu açan 14 Mayıs 1950 seçimlerinden beş gün önce, Celal Bayar, seçim bölgesi Bursa’da Cumhuriyet’in bir yurttaşı kimliğiyle konuşurken, Atatürk’e olan yakınlık ve bağlılığını özellikle vurgular gibidir:
“Ben Gemlik’in Umurbey köyünde doğmuşum. Babam, köyün Rüştiye muallim-i evveli Abdullah Fehmi Efendi’dir. Kendisini tanıyanlar, mesleğine bağlı iyi bir insan olduğunu söylerler.”
“Milli Mücadelenin ilk gününden beri Büyük Ata’nın yanında, dünyanın hayranlığını çeken inkılâplar olurken, vazife başında idim. Hayatımın en büyük bahtiyarlığını teşkil eden bu yakınlık ve bağlılığım Atatürk’ün nefesini Allah’a teslim ettiği ana kadar devam etmiştir.”4
Celal Bayar, tüm yaşamı boyunca Atatürk ile olan özel bağını vurgulamaya ve Modern Türkiye’nin oluşumunda Kurucu Önder’in rolünü anlatmaya özen göstermiştir.
Demokrat Partili bir siyaset adamı tarafından sonradan aktarılan bir anıda yer alan sahneler bu durumun örneklerinden yalnızca biridir:
“1953 yılında Demokrat Parti Hükümeti, başta Azot Fabrikası olmak üzere Kütahya’da bazı yeni tesislerin temelini atacaktı. Devlet ve hükümet başkanları, kalabalık bir maiyet erkânı bu törenlerde hazır bulunuyorlardı. O günün gündemindeki işler arasında T. İş Bankası Kütahya Şubesinin açılışı da vardı. Bankanın açış konuşmasını yönetim kurulu adına benim yapmam uygun görülmüştü. Konuşmamda Bayar’ı ‘Milli bankacılığımızın babası ve öncüsü’ olarak gösterdim. Törenden sonra misafir olduğumuz orduevine döndüğümüzde Bayar beni yanına çağırttı, salonun tenha bir köşesine birlikte yürüdük, orada bana, ‘Konuşmanız güzeldi, fakat büyük bir yanlışlık yaptınız,’ dedi. Hayretle yüzüne baktığımı görünce sözüne şöyle devam etti: Türkiye’de her yeniliğin öncüsü ve sizin dediğiniz gibi babası, Atatürk’tür, Milli Bankacılığımızın babası da odur, ben ancak onun emir ve direktifi ile hareket etmişimdir, bunun başka türlü izahı yoktur,’ dedi. Bunun üzerine çok üzüldüğümü anlamış ve ‘Üzülmeyiniz, bir daha böyle bir hataya düşmemeniz için sizi ikaz etmek istedim,’ diye beni teselli etmiştir.”5
14 Mayıs 1950’de, Celal Bayar’ın liderliğindeki muhalefetin seçimleri büyük bir çoğunlukla kazanması üzerine, Demokrat Parti Meclis Grubu, Cumhurbaşkanı ile Meclis Divanı için kendi adaylarını tespit etmek üzere 20 Mayıs 1950 Cumartesi günü toplanmıştır. Kulislerde bir ara eski Yargıtay Başkanı Halil Özyörük’ün veya emekli Orgeneral Ali Fuat Cebesoy’un Cumhurbaşkanlığına getirilmesi yolunda eğilimler belirmişse de, Grup, parti merkezinden yapılan telkinler doğrultusunda Cumhurbaşkanlığına partinin genel başkanı Celal Bayar’ı, Meclis Başkanlığına partinin dört kurucusundan biri olan Refik Koraltan’ı aday olarak seçmiştir.6
22 Mayıs 1950 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan Cumhurbaşkanı seçiminde, kullanılan 453 oydan 387’sini kazanan İstanbul Milletvekili Celal Bayar, Türkiye’nin 3. Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Seçimde diğer kişilere verilen oyların dağılımı şöyledir: İsmet İnönü 64 oy, Halil Özyörük 1 oy, çekinser 1 oy. Seçimin ardından Celal Bayar and içerek görevine başlamıştır.7
Yeni Cumhurbaşkanı yemin etmek üzere Meclis salonuna girdiğinde Demokrat Partili Milletvekilleri kendisini oturdukları yerde alkışlarla karşılamışlardır. Bu davranışlarıyla Demokrat Partililer, 1946 seçimlerinden sonra oluşturdukları kurala uymuşlar, serbest bir seçimle gelmiş olmasına rağmen devlet başkanı genel kurul salonuna girerken ayağa kalkmamışlardır. Cumhuriyet Halk Partili Milletvekilleri ise yeni devlet başkanını ayakta, ama alkışsız selamlamışlardır.8
ÇANKAYA KÖŞKÜ’NDE DEVİR TESLİM
Celal Bayar’ın Çankaya Köşkü’ndeki ilk günlerini önceki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Özel Kalem Müdürü Haldun Derin’in notlarından kısmen izlemek olanaklıdır:
“Bayar, Genel Kâtip Cemal Yeşil’i evine çağırtmıştı. Yeşil’le, Bayar’ın yanından Kalem’e döndüğünde, görüştük. Bayar, bütün arkadaşların vazifelerine devamını istemiş. ‘İnönü tarihi şahsiyettir. Bir emri olursa yerine getirirsiniz. Temasınızı muhafaza edersiniz. Aksini düşünmek Şark zihniyeti ile hareket etmek olur. Başyaver Cevdet’in gözlerinden öperim,’ demiş.”9
“23 Mayıs sabahı, iki gün önce İnönü’yü uğurlamış olduğumuz 18 numarada, başta genel kâtip olmak üzere, bütün memurlar toplandık. Bayar kentten geldi, bizlerle tanıştı. ‘Dikkatle vazifenize devam ediniz,’ buyurdu. Şimdilik kendisi yalnız başına Köşk’te yatıp kalkacak. Evinden getirdiği güvenilir oda hizmetçisi Emin yanında olmak üzere...”
“Meclis’ten otomobillerle Atatürk’ün geçici kabrine gidildi. Büyük bir kalabalık ‘Yaşa, Varol,’ diye bağırıyor.(...)”10
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Haldun Derin, ilk günlerde Çankaya Köşkü’nde gözlemlenen bir diğer önemli değişikliği ise şu şekilde not etmektedir:
“Cumartesi, Pazar günleri, Köşk bahçeleriyle eski Köşk’ün halka açık olduğunun ilan edilişi, yirmi yedi yıldır akla gelmemiş parlak bir buluştu.”11
Bu arada, Köşk Özel Kalemi’ne katılan yeni isimler de vardır:
Bunlardan biri olan, 1951 yılı Şubat ayından 1951 senesi Temmuz ayında Varşova Büyükelçiliğine tayin edilinceye kadar, hemen her gün iki saat Cumhurbaşkanı ile yakın çalışma olanağı bulan diplomat Fikret Belbez gözlemlerini şöyle aktarmaktadır:
“Cumhurbaşkanımıza her gün Hariciye’den gönderilen şifre telgrafları ve raporları mevzularına göre birleştirerek arz ederdim.”
“Sayın Bayar bu telgrafları dikkatle okur, mühim gördükleri yerlerin altını çizer, icap ederse sualler sorardı. Her telgrafı bütün entelektüel enerjisini toplayarak inceler ve değerlendirirlerdi. Gayet sükûnetle konuşmadan çalışırlardı. Esasen pek az konuşurlar, daha ziyade karşısındakini dinlerlerdi.”
“Yazıları gayet açık, berrak ve sadedir. Stilinde karışık cümleler, lüzumsuz sıfatlar, zorlanmış, süslenmiş ifadeler yoktur.(...)”
“İnsan Sayın Bayar’ı yakından tanıdıkça Atatürk’ün, neden bu kadar arkadaşları içinden onu seçip başa geçirdiğini daha iyi anlar.(...)”12
KÖŞKTE YENİ YIL KUTLAMASI
1950 yılı biterken Muhafız Alayı gazinosunda yapılan yılbaşı kutlamasının konukları arasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar da vardır. Cumhurbaşkanı Bayar, bu yılbaşından sonra da bazı bayram gecelerini, yılbaşı karşılamalarını o yıllarda Köşk’teki küçük bir salondan ibaret askeri gazinoda subay, astsubay ve eşleri arasında geçirmiştir.13
ÖZEL VAGONDA TOPLANTI
“Demokrat Parti iktidarının birinci yılı içinde idik. Cumhurbaşkanı Bayar, yolcuları arasında bulunduğum, Anadolu ekspresine bağlı özel vagonla, İstanbul’dan Ankara’ya dönüyordu. Katarda milletvekili başka yolcular da vardı. Hareketten biraz sonra Cumhurbaşkanı tarafından özel vagona davet edildik. Günün sorunları arasında, Atatürk heykellerine karşı girişilen adî tecavüz vakaları önemli bir yer işgal ediyordu. Aslında bu saldırılar birkaç yıl önce başlamış ve giden iktidar tarafından önlenememişti. Yeni hükümet, Büyük Kurtarıcı’nın eserlerinin ve hatıralarının korunması için kanunî tedbirler alınmasına lüzum görmüş ve bu maksatla bir tasarı hazırlamıştı. Hükümetin kararı basında, Türkiye Büyük Millet Meclisi kulislerinde, özellikle Demokrat Parti Grubu mensupları arasında çeşitli yorumlara ve tartışmalara konu yapılıyordu. Özel vagona çağırılan milletvekilleri yerlerini alır almaz Bayar konuşmaya başladı. Heyecanlı görünüyor, hiddetini dizginlemeye çalışıyordu. Kısa bir girişten sonra zapt etmeye lüzum görmediği heyecanlı ses tonu ve kararlılığından şüphe edilmeyecek bir kesinlikle sözlerini sürdürdü:”
"Bu seri tecavüzlerin önlenmesi için çıkarılmasını benim de zarurî gördüğüm kanun engellenir veya maksadından saptırılırsa, Banisini koruyamayan Cumhuriyet’in Başkanlık görevine devam etmem mümkün değildir. Bu takdirde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Partinizin (yani Demokrat Partisi’nin) azası da kalamam. Cumhurbaşkanlığından, Milletvekilliğinden ve Partinizden istifa edeceğim. Davamı, tek başıma, milletimin huzuruna getirerek mücadeleyi orada başlatacağım."
“Sahne, tüm canlılığı ile bugün de gözlerimin önünde, kararlı ses, tüm titreşimleriyle, hâlâ kulaklarımdadır. Atatürk sevgisinin bu asil tezahürünü her zaman aynı hayranlık içinde anar ve yaşarım.”14
ANITKABİR İNŞAATI VE İLK TÖREN
1950’ler başında Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’nda görevli subaylardan ve Anıtkabir Muhafız Bölüğü Komutanı Üsteğmen (sonra Orgeneral) Sabri Yirmibeşoğlu anlatıyor:
“Bayar’ın şahsi ilgisiyle inşaatın ilerlemeye başlamasıyla birlikte, Çankaya’dan bölüğümüzle Anıtkabir’e intikal etmiştik. Bölüğün kalacağı ayrı bir bina inşa edilmemişti. Mecburen, Aslanlı yolun bitiminde sağdaki Mehmetçik Kulesi ile şimdi İnönü’nün kabrinin bulunduğu alt bölüme erleri, şimdi Müze Müdürlüğü olan üst kısımda bölük ve takım komutanlarını yerleştirdik. Duvarlar ıslaktı, özellikle erleri yatırdığımız alt koridor, rutubet içinde idi, duvarlarından sular sızıyordu. Kışın ısıtma tertibatı olmadığı için büyük gaz sobaları kurduk. Yerden boruların çıkış seviyesi çok alçak olduğu için bazı geceler sobalar çekmiyor ve çıkan kurum ve gazı dışarıya doğru veriyor yüzümüz gözümüz kurum ve isten simsiyah oluyordu. Erlerin çamaşırını yıkayacak yer ve çamaşır makinesi ve diğer ihtiyaç yerleri yetersizdi. Herhalde Anıtkabir gibi bir yerde ateş yakıp kazanda erlerin çamaşırlarını yıkayamazdık. Merak nedeniyle yerli yabancı birçok kişi inşaatın gidişatını izlemeye geliyordu.(...) Bütün sıkıntılara rağmen; Anıtkabir Muhafız Bölüğü mensubu olarak gururlanıyor ve onur duyuyorduk. Cumhurbaşkanı Bayar her gün değilse bile iki veya üç günde bir Anıtkabir inşaatına gelir, yapılanları görür, bize ve diğer çalışanlara iltifat ederdi.”15
“Nihayet 10 Kasım [1953] günü, muhteşem bir törenle bütün Türkiye’nin kalbi Ankara’da çarparcasına heyecan içinde bütün Ankaralılar güzergâhta olduğu halde Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e getirildi ve Mozole’nin altında hazırlanmış kabrinde toprağa verildi. Kardeşleri Makbule Hanımı Aslanlı yolun başında bir koltuğa oturtmuştuk, gözyaşlarını silerek, ağabeyinin hayata veda ettiği 10 Kasım günü olduğu gibi hüzünlü idi.”
“Genelkurmay Eski Başkanlarından Orgeneral Salih Omurtak’ı, İstiklal Savaşı’nın Genelkurmay II. Başkanı’nı üniformalarını giymiş şekilde evinden bir vasıta ile tören yerine getirmiştik, zor yürüyordu.(...)”
“Atatürk’ün mozole altındaki toprağa verilişinde sadece Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan ve bir evvelki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Meclis Başkanı ve Başbakan ile Cumhurbaşkanlığı Muhafız Kıta Komutanı ve Muhafız Bölük Subayları, bizler bulunmuştuk.”16
CUMHURBAŞKANI BAYAR’IN KONUŞMASI
Atatürk’ün naşının Anıtkabir’e defnedilmesi töreninde Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın konuşması şöyledir:
“Aziz Atatürk’ün Etnografya müzesinin bir tahta masasında yattığını düşünmek, benim için dayanılmaz bir sızı idi. Sürekli izlemelerle, nihayet, üç yıl sonra Anıtkabir tamamlandı. Başbakan Menderes’le birlikte son bir defa daha Anıtkabir’i gözden geçirdik; karar verdik ki, içinde bulunduğumuz 1953 yılının 10 Kasım’ında Atatürk’ü ebedi makberesine tevdi edebiliriz.”
“Eğer Cumhurbaşkanı olmanın bir faniye kazandırdığı şereften ayrı bir değeri ve hazzı varsa, o da benim için Sevgili Atatürk’ü, Etnografya müzesinden alıp, Anıtkabir’deki ebedi metfenine tevdi ettiğim tarihi günü yaşamış olmamdır.”
“Etnografya müzesinden Anıtkabir’e kadar olan mesafeyi 4,5 saatte tükettik. Aziz naşını vatan toprakları üzerine tevdi ettikten sonra, gözyaşlarımı tutamadığım uzun bir konuşma yaptım. Onu, duya duya, seve seve söyledim. Ve sözlerimi şöyle bitirdim:”
“ATATÜRK! Sen, bizdendin!... Seni Halife yapmak, Padişah yapmak isteyenler oldu. İltifat etmedin. Milli irade yolunu seçtin! Hayat ve şahsiyetini, milletin hizmetine vakf ettin!.. Türkün gıpta ettiği, övündüğü vasıflara maliktin! Bütün meziyetlerinle Türk milletinin ta kendisisin!.. Şimdi seni, kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz. Bil ki, hakiki yerin daima inandığın ve bağlandığın Türk Milletinin minnet dolu sinesidir!... Nur içinde yat!..”17
“ATATÜRK GERÇEKÇİDİR”
“Atatürk metodolojisinde ‘duygu’ya yer yoktur. Laboratuara girmiş bir ilim adamı, tüpteki oksijenle hidrojen arasında nasıl bir ayrım yapmaz, birinden birini kendisine daha yakın görmezse sosyal bilimin laboratuarına giren bir devlet adamı da doğru bir sonuca varabilmek için, tüm duygularından sıyrılmak zorundadır. Atatürk, işte bunu başarabiliyordu... Eğer siz de başarabilirseniz, Atatürk gibi düşünmüş olursunuz.”
“Bütün bu anlattıklarımdan ötürü diyorum ki, duygularımızın karıştığı işlerde Atatürk gibi düşünmek nasıl zorsa, böyle düşünüp gerçeği bulduktan sonra, ona başkalarını inandırmak büsbütün zordur. Atatürk, 1918 yılında işte bu çifte güçlüğü aşıyor ve “Ulusal And” kararını Erzurum Kongresi gibi çetin bir kongreye kabul ettirebiliyordu. Atatürk reçetesinin bu ilk ilacı, anlattığım duygusal şartlar içinde zehir zıkkımdı. Ve Atatürk hastayı bu zehir zıkkım ilacı içmeye razı edebilmişti.”
“Büyük, çok büyük iştir!..”
“Özellikle Erzurum, Sivas Kongreleri ile Birinci Büyük Millet Meclisi milletvekillerinin büyücek bir bölümü, duygusal kararlara çok yakındı. Zaferin kazanıldığı ve Lozan müzakerelerinin sürdürüldüğü günlerde bile, karşı taraftan en küçük bir direnme gelince ‘Yürüyüp Atina’yı alıvermeyi’ teklif edenlere rastlıyorduk!..”18
CELAL BAYAR VE İRTİCA
Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın seçim bölgesi Bursa’da valilik yapan İhsan Sabri Çağlayangil anlatmaktadır:
“Bursa’da kendini bilmez birkaç yobaz, 1957 seçimlerinden evvel, bir Cuma namazında ‘Biz Mehdiyiz,’ diye ellerinde kılıçlarla Ulu Cami’nin minberine tırmanmışlar, olay çıkarmışlardı. İzinli olduğu için o gün sivil elbiseyle namaza gelen bir polis memuru, büyük bir cesaretle bu çılgınlığın karşısına çıkmış, uyanık cemaatin yardımıyla yobazları anında hareketsiz kılarak Valiliğe getirmişti.”
“O zamanın Bursa Savcısı aziz dostum Turhan Kapanlı ile soruşturmaya henüz başlamıştık ki, Cumhurbaşkanı Bayar beni telefonla ve bizzat aradı:”
“Vakayı şimdi öğrendim, dedi. Ne hareketin çabuk bastırılmış olması, ne de yapanların aczi, hadiseyi küçümsemeye sebep teşkil etmemelidir. Vakanın din ve dindarlıkla bir ilgisi yoktur. Bunlar, Müslümanlığın ticaretini ve simsarlığını yapanlardır. Yalnız olamazlar. Mutlaka akıl hocaları, taraftarları, teşvikçileri vardır. Hadisenin mihrakına inmeli ve bütün şebekeyi süratle meydana çıkarmalısınız.”
“Atatürk’ün irtica karşısındaki hassasiyetini hatırlayınız. O sağ olsaydı bu olay karşısında ne yapacak idiyse, biz de bugün onları yapmalıyız. Böyle hareket etmenizi, neticeye süratle ulaşmanızı yaşınızdan bekliyor ve sizden istiyorum.”19
CEZAEVİNDE 10 KASIM TÖRENİ
27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ile Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere Demokrat Partili Parlamento ve Hükümet Üyeleri tutuklanarak cezaevine konulmuşlardır. Türkiye’nin yakın tarihinde Yassıada Mahkemeleri diye bilinen yargılamalar sonunda Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmişlerdir. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın idam cezası, yaşlılık gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çevrilmiş ve diğer siyasi mahkûmlarla (Demokrat Partili siyasetçiler ve dönemin bürokratları ile) birlikte Kayseri Cezaevine hapsedilmişlerdir.
Celal Bayar’ın kader arkadaşlarından bir siyasi mahkûmun, cezaevinde yaptıkları “Atatürk’ü Anma Töreni”ni anlattığı şu satırlar ilginçtir:
“Kayseri Cezaevinde geçirdiğimiz ilk Kasım ayının başlarında idi. Arkadaşlar, Atatürk’ün ölüm yıl dönümünde, bir konuşma yapması için Hikmet Bayur’a rica etmişlerdi. O da, ‘Bayar varken bu iş bana düşmez,’ demişti.”
“Bayar konuşacaktı.”
“O gün hepimiz, Kayseri Cezaevinin bize ayrılan kısmının iç avlusunda toplandık. Bayar, dik ve ciddi adımlarla avluya geldi. Her zamanki gibi derli toplu giyinmişti. Yaptığı konuşmada, O büyük Türk’ün memleketi için neler yaptığını; hastalığında bile Hatay’ı kurtarmak için kendi sağlığını nasıl hiç saydığını anlatırken sesi titremeye başladı ve gözlerinden yanaklarına iki damla taş yuvarlandı.”
“Hepimiz duygulanmıştık.”20
Celal Bayar’ın günlüğünden:
“Bugün saat 9.05 geçe bütün tutuklularla Atatürk’ümüz için ihtiram duruşunda bulundum.”
“Ben, bir konuşma yapmak teklifi ile karşılaştım, konuştum.”21
CELAL BAYAR’IN AFFI VE İSMET İNÖNÜ
Deneyimli devlet adamı İsmet İnönü, ömür boyu hapis cezası ile Kayseri Cezaevinde tutulan Celal Bayar ve arkadaşlarının durumu ile sürekli ilgilenmiş ve askeri müdahalenin ardından sivil yönetime geçiş süreci de tamamlandıktan sonra “siyasi af sorununu -büyük güçlüklere karşın-çözüme kavuşturmayı başarmıştır.
Celal Bayar ve arkadaşlarının affı konusunda İsmet İnönü, eşi Mevhibe Hanıma şunları söylemiştir:
“Istıraplı bir devreyi sona erdirmek istiyorum. Demokrasi, birtakım tecrübelerle elde ediliyor. Bazen bunlar acı oluyor. İdare edenler kadar şartlar da bu neticeye sürüklüyor.”22
104 YAŞINDA
Türk İstiklal Savaşı’nın Galip Hoca’sı, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar 104 yaşında vefat etmiştir. 1883 yılında Gemlik’e bağlı Umurbey Köyü’nde doğmuştur. Çalışma yaşamına Gemlik Mahkemesi ve Reji kalemlerinde memur olarak başlamış; ardından Bursa Ziraat Bankası’nda görev almış ve bu arada Harir Darü’t-talimi ve College Français de l’Assomption okullarında öğrenimini sürdürmüştür. Celal Bayar’ın siyasi yaşamı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İkinci Meşrutiyet’ten sonra Bursa’da açılan şubesinde görev almasıyla başlamıştır. Bir süre sonra Bursa, daha sonra da İzmir İttihat ve Terakki Şubeleri’nin Genel Sekreterliğine getirilmiştir.
Kooperatifçiliği teşvik etmiş, Halka Doğru Dergisi’ni çıkarmış; Turgut Alp takma adıyla yazılar yazmıştır. 1918’de Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye Cemiyeti’ne katılmıştır. İzmir’in işgalinden sonra Aydın’ın geri alınışına fiilen görev almış ve Akhisar Milli Cephesi Alay Komutanı olmuştur. 1920 yılında Osmanlı Mebusan Meclisi’ne Saruhan mebusu olarak girmiştir. Milli Mücadele’yi öven bir konuşmasından dolayı hakkında tevkif kararı çıkartılınca Anadolu’ya geçmiş ve I. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Bursa milletvekili olmuştur. 1921’de İktisat Vekilliği ve 1922’de geçici olarak Dışişleri Bakanlığı yapmıştır. Lozan Konferansı ilk murahhas heyeti müşaviridir. 1923 seçimlerinden sonra II. Büyük Millet Meclisi’nde İzmir milletvekilidir. 1924 yılında Atatürk tarafından Türkiye İş Bankası’nı kurmakla görevlendirilmiştir. 1932 yılında İktisat Vekili olmuş ve 1937’de Başbakanlığa getirilmiştir. 25 Ocak 1939’a kadar bu görevde kalmıştır.
7 Ocak 1946’da arkadaşlarıyla Demokrat Parti’yi kurmuş ve başkanlığına seçilmiştir. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi çoğunluğunu sağlamasıyla 22 Mayıs 1950’de Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ile görevinden uzaklaştırılmış ve Yassıada Mahkemesi’nce idam cezasına çarptırılmıştır. Ancak, yaşlılığı nedeniyle cezası müebbet hapse çevrilmiştir. 7 Kasım 1964’te sağlık gerekçesiyle serbest bırakılmıştır.
22 Ağustos 1986’da vefat eden Celal Bayar, Bayan Reşide Bayar ile evliydi ve üç çocuk babası idi.
3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın vefatı haberini alan dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Günlüğü’nde şunlar yazılıdır:
“22 Ağustos 1986:”
“İki gündür hastanede koma halinde bulunan Celal Bayar’ın vefat haberini getirdiler. Yemekte Başbakan Özal da vardı. Nasıl bir merasim yapılması hakkında direktifimi öğrenmek istediler. Ben de rahmetli Cevdet Sunay’a ne yapılmışsa aynını yapalım, dedim, öyle kararlaştırdık. Rahmetli 104 yaşına kadar yaşadı. Bu kadar ömür kime nasip olur?”23
“28 Ağustos 1986:”
“Bugün kaldırılan Bayar’ın cenazesine ben de Maltepe Camii’ne kadar yaya olarak gittim. Yol boyu çok kalabalık vardı. Maltepe Camii’nde merasim sona ereceğine yakın Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy, kocası ve kızı ile yanıma gelerek, babası için düzenlenen bu törenden duydukları memnuniyeti tekrar tekrar dile getirip teşekkür ettiler.”24
3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ardından -vefatının ertesi günü-Gazeteci Oktay Ekşi’nin değerlendirmesi şöyle olmuştur:
“Bayar, ciddi bir öğrenim görmüş değildi. Ama kendisini iyi yetiştirmişti. Keza nizami askerlik hizmetini de yapmamıştı, ama yaşadığı dönemin bütün önemli mücadelelerinde görev almıştı. Türk İstiklal Savaşı’nın ‘Galip Hoca’sı sıfatıyla vatanına verdiği hizmetler ona kırmızı kordonlu İstiklal Madalyası ile büyük bir şöhret kazandırmıştı.”
“Bayar’ın mücadele hayatının -ki o kuşak hayatı, kesintisiz bir mücadele süreci olarak kabul ederdi- en büyük saygı ve hayranlık uyandıran örneği, 27 Mayıs 1960 müdahalesi sonucu Yassıada’da idam talebiyle yargılandığı ve idama mahkûm edildiği dönemde dahi metanetinden zerre kadar fire vermemesi, granitten oyulmuş bir heykel gibi dimdik ayakta kalabilmesiydi.”25
Referans, kaynaklar ve dayanaklar: 
1 Cemal Kutay, Celal Bayar, Bir Türk’ün Biyografisi, (İstanbul, Onan B., ?), ss. 53-54.
2 Erkan Şekerci, Türk Devrimi’nde Celal Bayar, 1918-1960, (İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Doktora Tezi, 1999), s. 33.
3 Celal Bayar, Atatürk’ten Hatıralar, (İstanbul, Sel Y., 1955), s. 10.
4 Celal Bayar’ın 1946, 1950 ve 1954 Yılları Seçim Kampanyasındaki Söylev ve Demeçleri, (Ankara, Doğuş M., 1955), ss. 65-66.
5Atıf Benderlioğlu, “Bayar’ın Atatürk Sevgisi,” 100. Yaşında Celal Bayar’a Armağan, (İstanbul, Tercüman Y., 1982), s. 41.
6 Rıfkı Salim Burçak, On Yılın Anıları (1950-1960), (Ankara, Nurol M., 1998), s. 50.
7 TBMM Tutanak Dergisi, Dönem IX, Birleşim 1, Oturum 1, (22 Mayıs 1950), Cilt 1, ss. 7-8.
8 Rıfkı Salim Burçak, On Yılın Anıları (1950-1960), (Ankara, Nurol M., 1998), s. 50.
9 Haldun Derin, Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933-1951), (İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Y., 1995), s. 260.
10 Haldun Derin, Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933-1951), s. 263.
11 Haldun Derin, Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933-1951), s. 271.
12 Fikret Belbez, “Bazı Özellikleri,” 100. Yaşında Celal Bayar’a Armağan, (İstanbul, Tercüman Y., 1982), ss. 38-39.
13 Sabri Yirmibeşoğlu, Askeri ve Siyasi Anılarım, (İstanbul, Kastaş Y., 1999), Cilt I, s. 99.
14 Hayrettin Erkmen, “Bir Devlet Adamı,” 100. Yaşında Celal Bayar’a Armağan, s. 77.
15 Sabri Yirmibeşoğlu, Askeri ve Siyasi Anılarım, (İstanbul, Kastaş Y., 1999), Cilt I, ss. 124-125.
16 Sabri Yirmibeşoğlu, Askeri ve Siyasi Anılarım, ss. 125-126.
17 100. Yaşında Celal Bayar’a Armağan, ss. 373-374.
18 Celal Bayar, Atatürk Gibi Düşünmek, (Der. İsmet Bozdağ, İstanbul, Tekin Y., 3. Basım, 1999), ss. 43-44.
19 İhsan Sabri Çağlayangil, “Bayar Yüz Yaşına Girerken,” 100. Yaşında Celal Bayar’a Armağan, s. 60.
20 Cevdet San, “Bayar’ın Gözlerinde İki Damla Yaş,” 100. Yaşında Celal Bayar’a Armağan, s. 156.
21 Celal Bayar, Kayseri Cezaevi Günlüğü, ss. 15-16.
22 Gülsün Bilgehan, Mevhibe II, (Ankara, Bilgi Y., 1998), s. 257.
23 Kenan Evren, Zorlu Yıllarım 2, (İstanbul, Milliyet Y., 1994), s. 304.
24 Kenan Evren, Zorlu Yıllarım 2, s. 305
25 Oktay Ekşi, “Son Temsilci de Gitti...” Hürriyet, 23 Ağustos 1986.
Prof. Dr. Hikmet Özdemir
26 ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 67-68-69, Cilt: XXIII, Mart-Temmuz-Kasım 2007

4 Mayıs 2013 Cumartesi

DEMOKRAT PARTİ HÜKÜMETLERİ

D.P. DÖNEMİ (14.05.1950 –  26.05.1960) HÜKÜMETLERİ VE BAKANLAR KURULU ÜYELERİ (VEKİLLER VE VEKÂLETLER)

1.  MENDERES HÜKÜMETİ BAKANLAR KURULU,
     22 MAYIS 1950 – 09 MART 1951

Başbakan                                 Adnan MENDERES                İstanbul
Başbakan Yardımcısı                Samet AĞAOĞLU                   Manisa
Devlet Bakanı                           Fevzi Lütfi KARAOSMANOĞLU        Manisa
Adalet Bakanı                          Halil ÖZYÖRÜK                     İzmir
Milli Savunma Bakanı               Refik Şevket İNCE                  Manisa
İçişleri Bakanı                          Rüknettin NASUHİOĞLU        Edirne
Dışişleri Bakanı                        Fuad     KÖPRÜLÜ                 İstanbul
Maliye Bakanı                          Halil AYAN                            Bursa
                                               Hasan POLATKAN                İstanbul
Milli Eğitim Bakanı                   Hüseyin Avni BAŞMAN          İzmir
                                               Ahmet Tevfik İLERİ                Samsun
Bayındırlık Bakanı                    Fahri BELEN                           Bolu
                                               Kemal ZEYTİNOĞLU             Eskişehir
Ekonomi ve Ticaret Bakanı       Zühtü Hilmi VELİBEŞE           İzmir
Sağ. ve Sos.Yardım Bakanı       Nihat Reşat BELGER              İstanbul
                                               Ekrem Hayri ÜSTÜNDAĞ       İzmir
Gümrük ve Tekel Bakanı          Nuri ÖZSAN                           Muğla
Tarım Bakanı                           Nihat İYRİBOZ                       Çanakkale
Ulaştırma Bakanı                      Ahmet Tevfik İLERİ                Samsun
                                               Seyfi KURTBEK                     Ankara
Çalışma Bakanı                        Hasan POLATKAN                Eskişehir
                                               Ahmet Hulusi KÖYMEN         Bursa
İşletmeler Bakanı                     Mehmet Muhlis ETE                Ankara
***
2. MENDERES HÜKÜMETİ BAKANLAR KURULU,
    09 MART 1951 – 17 MAYIS 1954

Başbakan                                 Adnan MENDERES                İstanbul
Başbakan Yardımcısı                Samet AĞAOĞLU                   Manisa
Devlet Bakanı                          Fethi ÇELİKBAŞ                     Burdur
Refik Şevket İNCE                  Manisa
Fevzi Lütfü KARAOSMANOĞLU      Manisa
Yunus Muammer ALAKANT  Ağrı                            
Hüseyin Celal YARDIMCI      Zonguldak
Adalet Bakanı                          Rüknettin NASUHİOĞLU        Edirne                      
Osman Şevki ÇEÇEKDAĞ      Ankara
Milli Savunma Bakanı               Ahmet Hulusi KÖYMEN         Bursa
                                               Seyfi KURTBEK                     Ankara
                                               Kenan YILMAZ                     Bursa
İçişleri Bakanı                          Halil ÖZYÖRÜK                     İzmir
                                               Fevzi Lütfü KARAOSMANOĞLU       Manisa
                                               İbrahim Etem MENDERES           Aydın
Dışişleri Bakanı                        Fuad KÖPRÜLÜ                     İstanbul
Maliye Bakanı                          Hasan POLATKAN                Eskişehir
Milli Eğitim Bakanı                    Ahmet Tevfik İLERİ                Samsun
                                               Rıfkı Salim BURÇAK               Erzurum
Bayındırlık Bakanı                     Kemel ZEYTİNOĞLU             Eskişehir
Ekonomi ve Ticaret Bakanı       Mehmet Muhlis ETE                Ankara
                                               Fethi ÇELİKBAŞ                     Burdur
                                              Ali Enver GÜRELİ            Balıkesir
Sağ. ve Sos. Yardım Bakanı      Ekrem Hayri ÜSTÜNDAĞ       İzmir
Gümrük ve Tekel Bakanı          Rıfkı Salim BURÇAK               Erzurum
                                               Nuri ÖZSAN                           Muğla
                                               İbrahim Sıtkı YIRCALI                  Balıkesir
                                               Emin KALAFAT        
Tarım Bakanı                           Nedim ÖKMEN                       Maraş
Ulaştırma Bakanı                      Seyfi KURTBEK                     Ankara
                                               Yümnü ÜRESİN                      Bilecik
Çalışma Bakanı                        Nuri ÖZSAN                           Muğla
                                               Samet AĞAOĞLU                   Manisa
                                               Hayrettin ERKMEN
İşletmeler Bakanı                     İbrahim Hakkı GEDİK              Kütahya
***
3. MENDERES HÜKÜMETİ BAKANLAR KURULU
   17 MAYIS 1954 – 09 ARALIK 1955

Başbakan                                 Adnan MENDERES                İstanbul
Başbakan Yardımcısı                Fatih Rüştü ZORLU,
                                               Fuad KÖPRÜLÜ
Devlet Bakanları                      Mükerrem SAROL,
                                               Osman KAPANİ
                                               İ.Etem MENDERES
                                               Fahrettin ULAŞ,
                                               Fuat KÖPRÜLÜ
Adalet Bakanı                          Osman Şevki ÇİÇEKDAĞ
Milli Savunma Bakanı               İbrahim Etem MENDERES
İçişleri Bakanı                          Namık GEDİK
                                               İbrahim Etem MENDERES
Dışişleri Bakanı                        Fuat KÖPRÜLÜ
Maliye Bakanı                          Hasan POLATKAN
Milli Eğitim Bakanı                   Hüseyin Celal YARDIMCI
Bayındırlık Bakanı                     Kemal ZEYTİNOĞLU
İktisat ve Ticaret Bakanı           İbrahim Sıtkı YIRCALI
Sağ. ve Sos. Yardım Bakanı      Behçet UZ
Gümrük ve Tekel Bakanı          Emin KALAFAT
Ziraat Bakanı                           Nedim ÖKMEN
Ulaştırma Bakanı                      Mehmet Muammer ÇAVUŞOĞLU
Çalışma Bakanı                        Hayrettin ERKMEN
İşletmeler Bakanı                     Fethi ÇELİKBAŞ
                                               Samet AĞAOĞLU
***
4.MENDERES HÜKÜMETİ BAKANLAR KURULU
   09 ARALIK 1955 – 25 EKİM 1957

Başbakan                                 Adnan MENDERES
Devlet Bakanları                      Mehmet Cemil BENGÜ,
                                               Sami ERGİN
                                               F.Rüştü ZORLU,
                                               Emin KALAFAT
                                               H. A.  GÖKTÜRK, 
                                               Hüseyin Celal YARDIMCI
Milli Savunma Bakanı               Şemi ERGİN
İçişleri Bakanı                          İbrahim Etem MENDERES
                                               Namık GEDİK
Dışişleri Bakanı                        Fuat KÖPRÜLÜ
Maliye Bakanı                          Nedim ÖKMEN
                                                Hasan POLATKAN
Milli Eğitim Bakanı                    Ahmet ÖZEL
                                               Ahmet Tevfik İLERİ
Bayındırlık Bakanı                     Mehmet Muammer ÇAVUŞOĞLU
                                               İbrahim Etem MENDERES
İktisat ve Ticaret Bakanı           Fahrettin ULAŞ
                                               Abdullah AKER
                                               Zeyyat MANDALİNCİ
Sağ. ve Sos. Yardım Bakanı      Nafiz KÖREZ
Gümrük ve Tekel Bakanı          Hadi HÜSMAN
Ziraat Bakanı                           Esat BUDAKOĞLU
Ulaştırma Bakanı                      Arif DEMİRER
Çalışma Bakanı                        Mehmet Mümtaz TARHAN
İşletmeler Bakanı                     Samet AĞAOĞLU
Sanayi Bakanı                           Samet AĞAOĞLU
YENİ,                    . İktisat ve Ticaret Bakanlığı,          17.05.1954
                              . Sanayi Bakanlığı ,                        02.09.1957
                              . Basın – Yayın ve Turizm Bak.,     25.11.1957
                              . İmar ve İskan Bakanlığı ,              25.11.1957
                              . Koordinasyon Bakanlığı,   10.07.1958
***                                         
5. MENDERES HÜKÜMETİ BAKANLAR KURULU
    25 KASIM 1957 – 27 MAYIS 1960
Başbakan                         Adnan MENDERES          İstanbul
Başbakan Yardımcısı        Ahmet Tevfik İLERİ          Samsun
Başbakan Yardımcısı        Medeni BERK                   Niğde
Devlet Bakanı         Samet AĞAOĞLU                      Manisa
Devlet Bakanı         Ahmet Haluk SAMAN                Bursa
Devlet Bakanı         Emin KALAFAT                         Çanakkale
Devlet Bakanı         Abdullah AKER                           İzmir
Devlet Bakanı         Muzaffer KURBANOĞLU          Manisa
Devlet Bakanı         Yusuf İzzet AKÇAL                    Rize
Adalet Bakanı         Esat BUDAKOĞLU                    Balıkesir
                              Hüseyin Celal YARDIMCI          Ağrı,      27.05.1960
Milli Savunma Bakanı   Şemi ERGİN                          Manisa
                              İbrahim Etem MENDERES         Aydın, 27.05.1960
İçişleri Bakanı         Namık GEDİK                             Aydın
Dışişleri Bakanı       Fatih Rüşyü ZORLU                    Çanakkale
Maliye Bakanı         Hasan POLATKAN                    Eskişehir
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Celal YARDIMCI            Ağrı
                              M. Atıf BENDERLİOĞLU,          Yozgat,27.05.1960
Bayındırlık Bakanı   İbrahim Etem MENDERES           Aydın
                              Ahmet Tevfik İLERİ                    Samsun,27.05.1960
Ticaret Bakanı        Abdullah AKER                           İzmir
                              Hayrettin ERKMEN                     Giresun,27.05.1960
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Lütfi KIRDAR           İstanbul
Gümrük ve Tekel Bakanı    Hadi HÜSMAN                İstanbul
Ziraat Bakanı          Nedim ÖKMEN                           Gaziantep
Ulaştırma Bakanı     Fevzi UÇANER                           İzmir
                              Muzaffer KURBANOĞLU          Manisa
                              Şemi ERGİN                                Manisa,27.05.1960
Çalışma Bakanı       Hayrettin ERKMEN                     Giresun
                              Ahmet Haluk ŞAMAN                 Bursa, 27.05.1960
Sanayi Bakanı         Samet AĞAOĞLU                       Manisa
                              İbrahim Sıtkı YIRCALI                Balıkesir
                              Ahmet Sebati ATAMAN                                   Zonguldak,27.05.1960
Basın Yayın ve Turizm Bakanı     İbrahim Sıtkı YIRCALI                  Balıkesir
                                                  Ali Server SOMUNCUOĞLU        Sinop
İmar ve İskan Bakanı                  Medeni BERK                               Niğde              
                                                  Hayrettin ERKMEN                      Giresun,27.05.1960
Koordinasyon Bakanı                  Ahmet Sebati ATAMAN               İzmir
                                                 Abdullah AKER                             İzmir,    27.05.1960